Öğretmen eğitiminde ihtiyaçların analizi
Okul matematiğinde neler olup-bittiğini ve öğretmen adaylarının nasıl öğrendiğini ve nasıl değiştiğini anlayabilmek için işlemsel matematik görüşü ile kavramsal matematik görüşü arasındaki farkı aydınlatmamız gerekmektedir. Matematiği birbirinden ayrı ilişkisiz kurallar ve yöntemler topluluğu olarak algılayan yaygın görüş, öğretmenlerin inançları üzerine yapılan deneysel araştırmalarda açıkça belgelenmiştir. İşlemsel görüşe sahip öğrencilere göre, matematik öğrenmek için bir kimse mutlaka kuralları (genellikle ezberleme yoluyla) öğrenmelidir. Aynı zamanda bu kuralların hangi durumlara uygulandığı da öğrenilmelidir. Bu görüşte, her zaman kural ve yöntemleri bilen ve öğrenciye aktaran bir otorite olarak öğretmenin varlığı söz konusudur.
İşlemsel görüşün tersine, kavramsal görüşe sahip olan öğrenci, problem çözmede ve matematiksel bilgi üretmede kendi yaratıcılığını kullanabilen bir problem çözücü gibidir. O, öğretmenin matematiğini ve algoritmalarını yeniden üretmek yerine matematiği anlayarak öğrenmeye önem verir ve kendi matematiğini, kendi çözümünü üretmeye çalışır. Kavramsal görüş, matematiği birbirine bağlı kavramlar ve düşünceler ağı olarak görür ve bu matematiksel kavramların ve düşüncelerin dışardan kopya edilmesi yerine öğrencinin bizzat kendisinin yapısallaştırmasını önerir.
Bu birbirine karşıt iki görüş, öğrencinin okul sistemi içindeki öğrenme deneyimlerini doğrudan etkilemektedir. İşlemsel görüş taşıyan öğrenciler kitaplardaki kurallara ilkelere ve eşitliklere dayanan bir öğrenme kazanır. Bunun bir sonucu olarak, ilkeler ve kurallar yalnızca isimler veya ifadeler ile, eşitlikler ilgili harfler ile yüzeysel bir düzeyde anlaşılır. Bu tür öğrenciler problemler ile denklemleri karşılaştırırlar ve eğer bildikleri bir denklem sorulan probleme uygun düşüyorsa yanıtı üretebilirler. Eğer problem öğrencinin repertuarındaki denklemlerden birine karşılık gelmiyorsa problemin çözümü kalır. Bu öğrenciler matematik bilmeyi öğretmenin ya da ders kitabının sonuçlarını üretebilmekle eş anlamlı gördüğü için her zaman otorite olarak öğretmeni ya da ders kitabını görürler, başka çözümlere ya da varsayımlara değer vermezler.
Diğer taraftan kavramsal görüşü kendi matematik öğrenmelerine adapte eden öğrenciler matematiği ve fen bilgisini anlamada daha sağlıklı bir yol izler, öğrenmeleri daha fonksiyonel ve kalıcı olur. Bu öğrenciler matematiksel problemin hangi türden olduğunu, hangi formül ya da denklem ile çözülebileceğine bakmak yerine problemin matematiksel yapısını araştırır. Dolayısıyla öğrencilerin öğrenme şekillerini, matematiğe yaklaşımlarını ve öğrenme ile ilgili inançlarını belirlemesi bakımından bu iki karşıt görüş sınıfta çok önemli bir rol oynar.
Şu anda matematik eğitiminde yaşanan en önemli sorunlardan biri işlemsel görüşü taşıyan öğrencilerin üniversitelerin matematik bölümlerinde çoğunluğu oluşturmasıdır. Bu öğrenciler yukarıda da açıklandığı gibi lise yıllarında kavramsal anlamayı geliştirmede matematiksel rutinleri tekrar etmeyi öğreniyorlar. Doğaldır ki, bu öğrenme biçimi ortaöğretimde ve üniversite sıralarında bu öğrencilerin başarılı olmasına yetiyor, ancak bu başarılı öğrenciler ciddi kavramsal anlama eksiklikleri ile üniversite programlarına geliyorlar. Bu öğrencilerin birçoğu, ileri düzeyde matematiksel düşünceyi gerektiren, problem çözme, çözümleme, varsayımda bulunma ve genelleme yapabilme becerileri gerektiren üniversite matematiğinde başarılı olamamaktadır. Bunun da en iyi göstergesi üniversitelerin artması, matematik mezunlarının artmasına oranla doktora programlarını izleyen matematik öğrencilerinin sayısının azalmasıdır ki bu bugün Türk matematiğinin aşması gereken en ivedi problemidir.
Etiketler: ihtiyaçlar analizi, Matematik Eğitimi, öğretmen eğitimi